Banner 13Banner 23banner h2Banner 11Kooperatifçilik Eylem Planı

Haberler önceki sayfa

07.09.2017 KILIÇDAROĞLU SEÇİMLERİ YOK SAYIYOR

AK Parti Siyasi ve Hukuki İşlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hayati Yazıcı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, Adalet Kurultayı'nın sonuç bildirgesinde seçimleri yok saydığını belirterek, "Örneğin 16 Nisan'da yapılan halk oylaması sonuçlarını gayrimeşru olarak nitelendiriyor. Böyle bir şey olamaz. Adalet mülkün temelidir. Dolayısıyla, bütün kurumların adaletsizlik içinde olduğu söylemi devleti yok saymaktır." dedi.

 

Yazıcı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Kılıçdaroğlu'nun 29 Ağustos'ta açıkladığı Adalet Kurultayı'nın sonuç bildirgesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı.

 

CHP'nin, son dönemde gündem konusu yaptığı çalışmalarla kafa karışıklığı içinde olduğunu, her ne kadar partinin isminde 'halk' kelimesi yer alsa da halkla iletişim kurma konusunda sürekli sorunlar yaşadığını ifade eden Yazıcı, "CHP, millet adına işlev gören, milletin görevlendirdiği kurumlara karşı topyekun savaş açmış durumda." dedi.

 

Adalet Kurultayı sonuç bildirgesinde, "demokrasi", "adalet" ve "huzur" kavramlarına vurgu yapıldığını aktaran Yazıcı, "Siyasi partilerde demokrasinin en önemli aracı özgür, demokratik ortamda yapılmış seçimlerdir, seçim sonuçlarıdır. (Kılıçdaroğlu) Bildiride seçimleri yok sayıyor, gayrimeşru olduğunu iddia ediyor. Örneğin 16 Nisan'da yapılan halk oylaması sonuçlarını gayrimeşru olarak nitelendiriyor. Böyle bir şey olamaz. Adalet mülkün temelidir. Dolayısıyla bütün kurumların adaletsizlik içinde olduğu söylemi devleti yok saymaktır." diye konuştu.

 

Bildiride yer alan, "yargının bağımsız olmadığı" eleştirisine de değinen Yazıcı, yargıda denetim mekanizması olduğunu söyledi. Yazıcı, "Bağımsız ve tarafsız yargı erkini töhmet altında bırakmak ana muhalefet partisine yakışmaz. Türk milletinin de kabul edebileceği bir siyaset tarzı asla değildir." dedi.

 

- "Kılıçdaroğlu, hakimlere suç isnadında bulunuyor"

Yazıcı, Kılıçdaroğlu'nun demokrasi kavramına vurgu yapılmasına rağmen seçimlerin yok sayıldığını, adalet talebine karşın topyekun yargı erkinin töhmet altında bırakıldığını ve 'siyasi erkten talimat alarak icra ettiğini söylemek' suretiyle hakimlere suç isnadında bulunduğunu bildirdi.

 

"Türkiye'de yargılama faaliyeti içinde görev yapan hakim ve savcıların talimatla görev yaptığı" ifadeleriyle hakim ve savcıların tahkir edildiğini söyleyen Yazıcı, anayasaya göre bir hakim ve savcının talimatla iş yapmasının suç olduğunu, bildirgedeki ifadelerin de bu yönüyle suç teşkil ettiğini dile getirdi.

 

Yazıcı, Fetullahçı Terör Örgütü'nün (FETÖ) 15 Temmuz darbe girişiminin ardından etkin ve seri şekilde mücadeleyi sürdürecek mekanizmalara ihtiyaç duyulduğunu, bu amaçla 20 Temmuz'da Milli Güvenlik Kurulu'nun olağanüstü hal uygulamasına ilişkin tavsiye kararı aldığını, Bakanlar Kurulu kararının TBMM'de onaylanması sonrasında da olağanüstü hal ilan edildiğini hatırlattı.

 

- "CHP, Türkiye'nin gerçeklerinden kopuk görüntü veriyor"

Adalet Kurultayı sonuç bildirgesinde, FETÖ'nün 15 Temmuz darbe girişiminden söz edilmediğini, buna karşın anayasal bir kurum olan 20 Temmuz'daki olağanüstü hal uygulamasının "darbe" olarak nitelendirildiğini söyleyen Yazıcı, "Bütün bu jargonları birlikte değerlendirdiğimizde CHP, Türkiye'nin gerçeklerinden biraz kopuk görüntü veriyor." dedi.

 

Yargı camiasının bildirgede yer alan eleştirileri hak etmediğini vurgulayan Yazıcı, şöyle devam etti: "Türkiye ile düşmanlık içinde olan ülkeler, uluslararası kuruluşlar var. Bunları enforme eden terör örgütlerinin lobi güçleri var. Bunlar ülkeyi, adaletin olmadığı, hak ve özgürlüklerin önemsenmediği, dikta rejiminin hakim olduğu bir ülke olarak dünyaya lanse ediyor. CHP maalesef ana muhalefet partisi olmasına rağmen sonuç bildirisiyle, bilerek ya da bilmeyerek bu amaca katkı sağlıyor. Bu amaç doğrultusunda faaliyette bulunanların kuyusuna su taşıyor. Bu bakımdan da üzüntü verici. Umuyorum ki CHP, büyük bir camia, bütün bunları dikkate almak suretiyle yeniden değerlendirir diye düşünüyorum."


- "Hüküm giyenlere done hazırlama işlevi görüyor"

Bildirgedeki "İktidarın 20 Temmuz darbesiyle yeni bir darbe hukuku oluşmuş, can ve mal güvenliği kalmamıştır." ifadesini değerlendiren Yazıcı, şunları söyledi: "Bildirgede, Türkiye'de terörle mücadele yokmuş gibi davranılıyor. Türkiye, PKK, DEAŞ ve FETÖ ile çok kararlı ve etkin şekilde mücadele ediyor. Bu mücadeleyi çok daha etkin şekilde sürdürme ve sonuçlandırma amacıyla anayasal bir kurum olan olağanüstü hal yönetim şekli 20 Temmuz'da yürürlüğe girmiş. Bunları küçümsemek amacıyla 'darbe hukuku' demek suretiyle yapılanları sulandırmaya çalışıyor. Elbette yargılanan sanıkların, katillerin cezalarını sonuçta mahkemeler tayin ve takdir edecek. Türkiye'nin uluslararası hukuk gereğince tarafı konumunda bulunduğu AİHM süreçlerinde soruşturulmuş olabilecek. Bana göre o süreçlerde sanıklara, ki o tarihlerde hüküm giymiş olanlara kolaylık sağlayacak done hazırlama işlevi görüyor bu söylemler, bu insanlar, bu söylemleri savunmalarında veya başvurdukları merciler nezdinde kendilerini haklı çıkaracak argüman olarak kullanacaklar. Bunları ileride göreceğiz."


- "Kişilerin suç işlemesi halinde nasıl davranılacağı belli"

Adalet Kurultayı sonuç bildirgesindeki "tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması" talebine de değinen Yazıcı, "Bu, yargının işi. Türkiye'de mevcut ceza hukuku pratiği belli. Parlamenter olan kişilerin suç işlemesi halinde nasıl davranılacağı, bunun da pratiği bellidir. Bunları mahkemeler tayin ve tahkik ediyor, edecek. Buna siyaset karışamaz, müdahale edemez, etse bile yargıç bunu dinlemez, vicdanı onu baskılar." dedi.

 

Yazıcı, anayasaya göre herkesin kanun önünde eşit olduğunu, gerekmediği halde haksız bir uygulamaya maruz bırakacak pratiğin söz konusu olmadığını belirtti.

 

Bildirgeyle gündem oluşturmanın amaçlandığına dikkati çeken Yazıcı, şöyle konuştu: "2019 seçimlerine yönelik bir çalışmadır. Belli kavramlar etrafında muhalif kesimleri bir araya toplayabilmek için araçsal bir işlev öngörülüyor. Yoksa adalet konusunda hepimiz hassasız. Partimizin isminde iki kavram var ve kuruluşta üç kavrama vurgu yapmışız; Adalet, kalkınma ve demokratikleşme. Adalet ve kalkınma partimizin isminde yer alır. Öyle gelişigüzel verilmiş bir isim değildir. Adalet mülkün temelidir. Hassasiyetimiz çoktur. Kalkınma, refah önemlidir. Muasır medeniyet seviyesinin üzerine taşıyıcıyız. Demokratikleşme de bizim programımızın ismidir. Bizim programımızın ismi 'demokratikleşme ve zenginleşme projesi'dir. 14 Ağustos 2001'de İçişleri Bakanlığına sunduğumuz bildirgenin ekinde bunlar yer alır. O günden bu yana da bu alandaki çalışmalarımızı zenginleştirmek suretiyle yürüyüşümüzü sürdürüyoruz."


Yazıcı, bir insanın haksızlığa uğramasının kendileri de dahil herkesi üzeceğini belirterek, hata olabileceğini ancak hataları düzeltecek mekanizmaların da olduğunu vurguladı. Güçlendirilmesi gereken bir mekanizmaya 'yok' demenin hakkaniyete uygun olmayacağını ifade eden Yazıcı, "(Yok) demek ayrı bir şeydir, 'Şurada hata yapıldı.' demek ayrı bir şeydir. Reel siyaset, yani yanlış ne kadar yanlışsa ölçekli söylemek lazım. Olmayan bir şeyi söylemek, farklı beyanda bulunmaktır. Gerçek olmayan söylemler üzerinden siyaset yapmaktır. Bunlar Türkiye'nin eski alışkanlıklarında var. Yapamadığı şeyi vaat eder, olmayan şeyi söyler. Bu bildirgenin özü de bu anlamda değerlendirilebilir." dedi.

 

- "Başbakanın MİT Müsteşarından bilgi alamayacağı anlamına gelmez"

Yazıcı, olağanüstü hal uygulaması kapsamında yayımlanan kanun hükmünde kararname ile MİT Müsteşarlığının Cumhurbaşkanlığına bağlanmasına ilişkin muhalefetten gelen, "fiilen tek adam rejimi tesis edildiği" eleştirisinin hatırlatılması üzerine de "İstihbarat teşkilatı son derece önemlidir, devletin hayati kurumlarından biridir. Bunun, anayasaya göre yürütmenin içinde ve başında konumlanmış Cumhurbaşkanına bağlı olması kadar doğal bir şey olamaz. Cumhurbaşkanına bağlı olması demek Başbakanın, gerekmesi halinde MİT Müsteşarından bilgi alamayacağı anlamına asla gelmez. O bağlılık ayrıdır ama yürütme içinde istihbaratın paylaşılması konuları ayrıdır. Bunlarda amaç Türkiye'nin çok daha güçlü şekilde güvenlik sağlanmış bir ülke olarak 2023'e doğru yürüyüşünü sürdürmektir." değerlendirmesinde bulundu.

 

- "Parlamentoyu koruma amaçlı bir düzenleme"

Yazıcı, yayımlanan son kanun hükmünde kararname ile milletvekilleri hakkındaki soruşturmalarda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ve Ankara ağır ceza mahkemelerinin görevlendirilmesine ilişkin eleştirilere ilişkin soruya karşılık da uygulamanın doğru olduğunu söyledi.

 

Mevzuata göre suç yeri itibarıyla kovuşturmanın, suçun işlendiği yerde başlatıldığını belirten Yazıcı, şunları kaydetti: "Deneyimi henüz yeterli olmayan, süreçleri çok iyi değerlendirmekten yoksun veya değerlendirebilecek donanıma henüz erişmemiş yargı yerlerinde kovuşturma, soruşturma açılması çok doğru değil, sıhhatli değil. Dolayısıyla daha deneyimli, daha tecrübeli, Türkiye ölçeğinde bakıp, değerlendirme yapabilecek bir merkezde, parlamentonun olduğu, nihayetinde milletvekillerinin görev yaptığı yerde haklarındaki isnatların kovuşturulması, gerekmesi halinde soruşturmasının yapılmasını sağlayacak bu düzenleme, parlamentoyu koruma amaçlı, daha gerçekçi yaklaşımla yapılmış düzenlemedir. Onun için oflayıp puflamaya gerek yok. Daha deneyimli, daha birikimli hakim ve savcılar bu kovuşturma ve soruşturmaları yapacak. Bunun da çok doğal olduğunu düşünüyorum."